Kayıtlar

Kürk Mantolu Madonna etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İçimdeki Fısıltılar - 5

Resim
 ___ Gölgeli bir güne güneş doğuyordu.  Ben de sabrımın en uçlarında uzunca bir yürüyüş yapıyordum. Öyle ki güneş arkamdan tepemi ve omuzlarımı ısıtırken, ayaklarım gevşiyordu.  Ki o ayaklar geçmemem gereken o sınırlar içinde öyle dikkatli yürüdü ki defalarca. İşte o sınır çizgilerinin birinde, uçurumdan aşağı düşürdüm hayal kavanozumu. Parçalanması o kadar hızlı oldu ki, öylece bakakaldım. İşte düşürdüğümden beri belki bir yolunu bulmuşlardır diye çok kez yürüdüm aynı yerlerden. O günlerden biri bugün de. Bazı zamanlar bugün gibi güneşli, bazı zamanlar titremekten bile zor yürünür, bazen ise ağlar gibi yağmurlu. Ama uzun süredir gölgeli bir güne güneş doğmuyordu. İşte o yüzden, güneş sanki sırtımı delip, kalbimi ısıtıyordu. Sanki biri yürürken, bir yandan size sarılıyor gibi. İnanmayı kaybettiğiniz zamanlar yaşadınız mı? Hani Tanrı varsa neden bu başıma geliyor dedikleri günlerden birini. Ya da içe doğru gömülüyor hissettiğiniz? İçinizde bir oda var sanki de oraya kendin...

İçimdeki Mırıltılar - 4

 ___  Uzaktan gelen akordeon sesini ile irkildim.  Kim bilir ne zamandır bakıyordum el yazına. Melodiler dürtmese kulaklarımı, Bir kağıda nehir akıtacaktı gözlerim. Ne kadar zaman kalmışım öyle, bilmem. O kadar uzun nefesimi tuttum, bir bilsem. Üzerimde beyaza yakın bir elbiseyle, Yüzümde her an gelir telaşı makyajı, Ellerimse heyecanlı kuş gibi, Oradan oraya sevdiklerini bir araya getiriyordu. El yazın gelene kadar; Zaman koşuyordu sana doğru, Vuslata bir nokta da biz ekleyecektik. Beyaz elbisem ile seni karşılayıp, Seni tüm sevdiklerine boğacaktım. Ah sevgilim, Ellerin birbirine nasıl müsaade etti, bilmem. O kelimeleri yazdığını gören gözlerin, Ellerin kadar acımasız değil midir sence? Gelen her adımı kadere sarıyorduk madem, Ben de el yazını kadere teslim ederim. Aynaya bakacak olursa gözlerim, Uzunca göz göze kalmamaya yemin ederim. Biberiyeler ekerim camımın önüne, Koktukça vuslatı silerim burnumun ucundan. ___ *  Çok sevin. ** Şarkı atamasını siz yapın, paylaşı...

İçimdeki Mırıltılar - 3

Resim
 ___ İçinde uzun zamandır birikmiş büyük çığlıkla haykırdı kadına; - Nereye? Duyacağından emin, güçlü bir tonla.  Sorunun eli olsa durduracak gibi. Kadın her an durdurulmaya hazır bir yavaşlıkta yürüyordu. Olabilecek her hamleyi kaçırmamak için elinden geleni yapmalıydı. Öyle ya. O kalmak istemişti.  Kalmak istiyorum demek yerine kal desin diye kurmuştu tüm cümleleri. Susup kalan taraf oydu. Bir şey demeliydi. Bir şey yapmalıydı. Donuk gözleriyle, hep aynı zamanda aynı yerde buluşan sıradan bir arkadaş gibi davranırken bile mağrurluğunu ve kararlılığını hep koruyordu. Hayatında ne zaman bu kadar çok kendini ifade etmeye çalıştığını hatırlamaya çalışmıştı bir önceki akşam. Hiç kimseye demek ne kadar iddialı olduğunu bildiğinden, yanına bir örnek daha bulmak istedi. Bulamadı. Eğer o aradığı örnek olsaydı, olabilecekler listesi dizecekti ucu olmayan. Kendini hiç açıklamak zorunda mı kalmamıştı?  Belki de hiç geç kalmamak için koşmamıştı? Hiç geç kalmamaya çalışmamıştı b...

Hücre Notları - 7

Resim
 __ _ Sarı sıcak bir ıslaklık, Tuzu saçlarına yapışmış, Güneşi yanaklarına yerleşmiş, kırmızı. Pervazı gözlerine koymak gerekti. Bakamıyordum uzunca. Bakabilir miydim? Sanmıyorum. Bu kadar nemliyken gözlerim. Ne zaman baktıysam sana, Umursamaz gibi gözlerin uzakta, Kulakların ve dudakların asılı merakta. Kendinden emin olmayan tek yer ellerin, Nereye koyacağını bilmediğin. Dinlemeyen çocuk gibi her şey ile  temasta. Bilmiyorum. Tüm ayrıntılar nasıl bu kadar aklımda? Gözlerimi kapattığımda, işte orada! Ne zaman dalsa gözlerim, karşımda. Öyle sakin ve sessiz ki anılarım.  Anılar hareketsiz olur mu? Akmasın, donsun istemişim o an. Hatırladıklarımı çerçevelemişim aklımda. Uzunca zaman bakayım diye. Uzunca konuşayım zihnimde, Uzunca hayaller koyayım diye yanına. Böyle değil miydi? Böyle olmalı sessiz antlaşmamız. Yoksa tarif etmesi zor,  İmkanı sızı ile buluşturup, Her şeyi imkansız yapmanın becerisini. Kilometrelerin uzunluğunu, Kelimelerin milyonlarcasını, -saydıların s...

İçimdeki Mırıltılar - 2

Resim
 ___ Sonsuzluğa giden bir kaydırakla karşılaşsan ne yapardın? Kayıp gitmek mi bilinmezliğe? Görmediğin yerler için uzaktan hayaller kurmak mı? Arkanı dönüp gitmek mi? Sonsuzluk ne renk olsa çabuk karar verirdin peki? Simsiyah bir bilinmezlik mi? Gökkuşağı gibi bir şekerleme mi olsa iştahlı? Ya da sadece "o renk" mi olmalı? Oyun oynamaya ne kadar vaktin oldu peki? Hatırlayamadığın kadar eski mi? Attığın her adımın bir oyunda mı? Oynayacak alanı hiç bulamadın mı? Bazen o kurguladığımız hayallerimizin peşinden bağlanabilsek o ana diyorum. Kapısını açıp, ben geldim ve ne olur ki demek istiyorum. Deliliğe bir sürü övgüler yağdıran kişiliğimi, tam da ondan beklendiği gibi cesur olmasını bekliyorum.  Belki bazen açar o an kollarını, ama bazen de kovulmaya da hazır olmak demek. Bir çocuk gibi ısrarcı olmak yerine, kocaman bir yetişkin gibi kabul edip gitmek demek mesela bu. İşte tam da bu yüzden aradaki bağı sıkı tutup, her iki ile her anı karşılamamızı bekliyorlar. O kapıyı açan ufa...

Hücre Notları - 6

Resim
  ___ Defalarca katlayıp,  Parmaklarımla iyice küçültüp, Sakralıma sıkıştırdım o notu.  "Tekrar ne zaman okurum?" diye düşünmeden, Birinin onu bulamayacağından, Bulsa da çözemeyeceğinden emin. Açıkta kalırsa kabuk tutar, Biri okursa anlamı değişirdi. Yeşerecekse yine içimde, Kökleri bana ait olacaktı. Ölecekse de. Bazı zamanlar yok gibi. Ama bazı zamanlar çocuk gibi. Hep aynı yerimde ağrı. Hep o aynı sessizlik. Hep o aynı kararsızlık. Hep o aynı sıcaklık. Atmak istemiyorum.  Yakmak istemiyorum.  Kaçsın istemiyorum. Kalsın istiyorum.  Ne defter arasında,  Ne de gözümün önünde.  Tıkalı kalan bir yer değil, Tam da akış yönünde. Ezberiyle ya açarsa yolunu? Bir sabah uyandığımda giderse o duygu? Mahkum mu ki zaten? Peki gitse geri gelir mi? Bir kaç kelime için kalır mı? __ * Deli saçmaları diye belki de ayrı bir yazı dizisi olmalı. Kafamda hep farklı hikayeler dönerken özellikle. Sesli konuşmak yerine böyle yazınca daha az deli oluyoruzdur belki de. **...

İçimdeki Mırıltılar - 1

Resim
 ____ Beyaz bir karanlığa yaktım bu gece güneşimi.  Sarı, kırmızı rengarenk şimdi karanlık. Isınsın istedim sağım, solum.  Dudaklarım, ellerim, burnum.   Gördüklerim, hatırladıklarım, görmek istediklerim. Neler neler kalmış karanlıkta, gördüm. Neler neler saklanmış aklımda, gördüm. Işığın uzak kaldığı, nemli olan o yeri ısıtmaya çalışınca hatırladım. Kalkanımın gücünü çoktan kaybettiği o günleri, az da olsa ılık temiz bir hava, azıcık bir güneş nasıl nefes aldırırdı. Soğuk ve  karanlığına bırakmışım, her şey belki kaybolur gider diye. O zaman da yakabilir miydim güneşi? Yaksam da şimdi ki kadar renklenir miydi? Bu kadar  teslim olur muydum? Bilinmez.  Fanusa sakladığım zamanlar vardı aklımın arkasında. Her adımın başka bir melodisi olduğu zamanlar. Bakınca nasıl daha da yeşerdi yapraklar, renklendi çiçekler. Hatta deniz koktuğuna yemin edebilirim. Ufaktan bir bira kokusu. Koşuşan hayvanlar. İlerideki o siyah at.  İlerideki kuş denizde yüzüyor...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 72

Resim
_ _ Zamanın birinden sıçrayıp, Açtığı küçük bir delikten, İncecik ve yavaşça Yumuşak ve sessizce. Nasıl sızmıştı? Bilmiyorum. Ne zamandır böyle? Hatırlamıyorum. Öyle ki yeşermişti yolu. Dünün çukuruna, Bugünün denizine, Yarının bulutlarına, Ucu gözükecek bir yol, Hep bir şekilde gelecek gibi. Çok konuştum kendimle. Çok anlattım önceleri. Çok anlamaya çalıştım. Kayık lazımdı belki de. Çukurun tepesine sığınak. Hatta şansımız varsa liman. Bir şekilde gelebilirdi. Bekledim hatta bazı zaman. Bazen denizin dibinde. Sonsuz karanlıkta gölge gibi. Bazen suyun üstünde. Sonsuz beyazlıkta kuş gibi. Geleceğini ahdetmişsin gibi. ___ * Yeni yılın ilk yazısı, kapanışından daha önce anlamsız cümlelerle alt alta hazırdı. Şu an daha anlamlı göründü gibi. NYC' da yazının tamamını değiştirip, Detroit' te tatlı bir kar rüzgarı karşısında bitirdim.  ** Yeni yıl listemi halen hazırlamadım. Her yıl bir öncekini okumak, her seferinde şaşırmak beni mutlu ediyor açıkçası. Ama bu sene en başa tekamülü ya...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 70

Resim
_____ Uykumun en olmadık yerinde, Rüyaların en ortasında, Gözlerimin bin kat altına sığınıp, Orada uyanıp geliyorum sana. Tüm renkler karışmış birbirine. O rüyada bir kuşun ağzındaki denize kaçan balık, Diğerinde uzaktan izleyen bir adam, Gölgesinden ayrılamadığım bir ağaç, Ne fark eder işte, hangi rüyam? Onca karmaşanın içinde, Yine de tanırım gözlerini. Kırmızı ağlamışız, Mavi gülmüşüz. Yeşil olmuş nefesimiz. Dokununca birbirimize, Karışmış tüm renkler birbirine. Hatta siyaha bulanmış bazı sahneler. Ne fark eder işte, hangi haldeyiz? Sesleniyorum sana en sessiz şekilde. Neden? diyorum. Neden bu kadar mutlusun şimdi? Gülüyorsun kocaman cümlelerle. Rüyalardan birinin perdesinde takılı kalmasak, Kokun bile burnumda diyeceğim. Ne fark eder işte, neredeyiz? _____ * Çok sevin! Çok hem de. Her canlıyı. ** Başka bir yazıyı yazarken çıkmıştı bir kaç cümlesi. Bugünse sadece durmadan bu parça ile tamamlandı. 

Kıssadan Hisse Zamanlar 69

Resim
 __ Duyuyor musun? Yavaş yavaş, bir sis gibi  Rüzgarın savurduğu melodiyi. Eskilerden, sanki bize ait. Tanıdık değil mi sence de? Hani güneş kavururken tenimizi, Suyun dibine inmeye çalışırken, Ağustos'u bitirmek istemediğimiz, En beklenmedik anda çalan o şarkı. Dans eder miyiz peki? İşte tam da o an yapmadığımız, Şimdi yine tam karşımdayken, Ritme benimle eşlik eder misin? __ Sen de hissediyor musun? Ayağımıza batan taşları. Yüzümüze vuran yağmuru. Vücudumun nasıl titrediğini. Gözlerine bakamayaşımı. Heyecandan soğuyan ellerimi. Yüzümdeki rüzgarın gıdıklamasını. Nefesinin verdiği isin etkisini. Söylesene sevgilim, Sen de hissediyor musun? ____ * Zamanı varken, yazabiliyorken, konuşabiliyorken ya söylemeli ya da nota almalı insan. Aidiyetimizi bulabildiğimiz tek yer yine kendimiz. Ne bir şehir, ne de bir insan. O yüzden kendinizle dansınız hep bir ritim olsun. Dans edebiliyorsanız tabii. Aa bir de çok sevin! ** Şu sıra elim bolca kalem tutuyor. Eski notlarımı evirip çevirebili...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 67

Resim
 ___ Sır sessizliğinde duran bir adamın dilsizliğinde neyi arıyor olabilir? Sade, köşeli, aydınlık ve bulutlu bir kadını ne kadar görebilir? Belki burulmuş bir nefes aralığında? Tesadüf perdeli bir yaz gününde? Geçmişe ait dondurulmuş bir anda? Hangi zaman aralığında ve nerede buluşurlardı? Kavuş fiiline ne kadar hızlı varabilirlerdi? Koşsalar yetişirler mi? Cevaplarını bildikleri sorulardan başladıkları zaman belki de. Tek başına yapılan bir konuşma, sessizlikte kaybolan bir gölge değil mi? "Belki bir zaman"  dedi kadın. Karalamalıyım bir yerlere.  Yine aynı perdeli tesadüfle okuyabilir diye. ____ * 1 yılımın nasıl geçtiğini hatırlamıyorum. O süreçte kaybolan Metis defteri tutma alışkanlığım geri döndü. Tekrar tekrar yazmakta fayda var. Sevmekle başlıyor en güzel hayat.  Yazacak bir sürü anı, yaşanmamış bir sürü hayat var. ** Bu cümleleri yazarken ne eşlik ettiyse onunla devam etsin. 

Hücre Notları - 3

Resim
___ Sese irkiliyorum sessizlikte. Küçük bir çocuğun sesine. Gülerek şarkı söylüyor. Nakaratında adım, Defalarca tekrarlanan. Tek kalmak istemeyen, Oyuna dahil edilmek isteyen, Yalnız bir çocuk gibi.. O kocaman yankıların içerisinde, Birinden emin oluyorum. Gidiyorum. Gidiyorum. Gidiyorum. Ses geliyor ama ulaşamıyorum. Yakından geldiğinden eminim. Beni duysun, O da beni bulsun diye, Şarkısına eşlik ediyorum. Daha da yükseliyor sesi. Sesimle bütünleşip, Ağzımdan çıkar gibi. Kendi etrafımda dönüyorum, Bir yandan şarkıya devam ederek. En sevdiğim elbisem üzerimde. Eteğimin renklerinin karışması. Saçlarımın savruluşu. Ellerimin küçüklüğü. Ayaklarımın hızı,. Kocaman bedenimde saklanan, Hissediyorum o küçük kızı. İşte ben buradayım, Yakaladın beni derken, Kıkırdayan cesaretini. Soruyorum ona. Sobelemek için zamanımız var mı? __ * En değerlinize gelsin yazım. Ona iyi bakın. ** Bu yazı, eski notlar ...

Hücre Notları - 2

Resim
_____ Nefesim kesilmesine rağmen, Koşarak uzaklaşmaya çalışıyordum. Hızım arttıkça bir anda havalanacakmışım gibi. Durmadan, bulutlara kadar çıkıp, Sadece beyaza karışana kadar devam edip, Olmam gereken yere varmış gibi. Huzurla, güvenle oraya ulaşacakmış gibi hızlı. Ama sadece ormana kadar gelebilmiştim. Yürümeye gücüm kalmamıştı. Kaldım o kocaman ağacın altında.  Hiç görmediğim bir ışıltıyla parlıyordu yaprakları. Su taneleri birinden diğerine damlarken, Birbirleriyle dans eder gibi sahnedelerdi. İnce bir rüzgarla bazen hızlanıyor, Bazen ise birbirlerinin sırasını bekliyorlardı. Bir an, belki de tek bir an. O damla olmak oldu derdim. Rüzgarın sesiyle dans ederlerken, Beni de aralarına alsalar. Yapraklar arasında dolaşırken, Sonunda toprağa doğru ilerlesem. Yeşile kavuşsam. Orman olsam. Ucunda yine kuş olur muydum acaba? ___ * Bazı insani duygularımızı da bazı günler dışarı çıkarma yasağı olmalı. Evet, bu duygular insanı i...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 60

Resim
__ Bir sancı ile uyandım. Gözlerimi açtığımda bu vücudun bana ait olmadığından neredeyse emindim. Kalkıp yürüdüm.. Yürüdüm.. Yürüdüm.. Ta ki o benimle yolunu ayırmayı düşündüğü ana kadar. Uğuldayan kulaklarım. Kaybolan görüntüler. Hissettiğim acı,  Elimdeki kan. O an işte. Zaman geldi dediğim o an. Gitmeliydim belki de. Kapatmalıydım emreden gözlerimi. Korkuyla karşılayacağımı sandığım o an, Aklıma sadece onun yüzünü getirdiğim, Veda edemediğimin acısı dışında sadece bir andan ibaret. Bıraksalar ruhumu, Son kez uçmak isterdim gerçekmişcesine, Veda ederdim yüzüne, dudaklarına, gözlerine. Bıraksalar ruhumu, Chopin' in notalarına karışırdım, Kulağına fısıldardım sevdiğimi. __ * İflah olmaz bir romantik gibi yazmaya devam ettiğimi ve kaldığım yerden, hatta daha çok hissederek yazabiliyor olmaktan mutluyum. Ellerim uzun süredir bir türlü kaleme ve deftere uzanmamakta. İstememek değil. Böyle yetişkin problemleri daha önemliymi...

Fısıltı Notları - 12

_______________ Az önce uçtu o kuş.. İzliyordu bizi.. Anlamsız.. Bir yandan yemleniyor.. Bir yandan boş gözlerle bize bakıyordu. Eminim.. Ama tutamadım ben işte kendimi. Ağlayıverdim yine.. Göz göze geldik.. Korktu sanki.. Bir o yana gitti.. Bir bu yana. Baktı susmayacağım . Uçuverdi uzaklara.. Gelecek gibi. Sadece yan odaya giden bir anne edasıyla süzüldü... Dönecekti... Neredeyse emindim.. Senin gibi.. Gelmeyecek miydin yoksa?? Rüyam mıydı yoksa?? Kafam karıştı yine.. Şimdiyi nasıl hissediyordum? ____________ * Fısır fısır yeniden..

Ferzan Özpetek 'in İstanbul'u Kıpkırmızı

Resim
__ "Hiçbir şey aşktan önemli değildir." der yazar Ferzan Özpetek.. Önemli midir? __ İlk kitap..  İlk deneme..  Göstermekten daha zor olan kelimelerle anlatmaktır.. Doğru bildiği, istediğini anlatmak özellikle.. Okuyucunun hayal gücüne bırakmak.. Onlar hikaye kahramanlarını düşlerinde yaratırken her birine eşlik etmek.. Kitabı bitirtmeyi sağlamak.. Bittiğinde ise "İşte bu." dedirttirmek.. Ferzan Özpetek'in de insani duygularla bunu düşündüğünden neredeyse eminim. Fakat Ferzan Özpetek deyince şöyle bir gerçek var ki; o da kesinlikle  Ferzan  duyguların adamı. Bunu bir cinsiyet seçmeden yapıyor. Seçimleri her ne olursa olsun bunu "AŞK" için yapıyor..  Okuduklarınızdan anladığınız doğru. Bir Ferzan Özpetek hayranıyım ve toz konduramıyorum ona. Bugün kuracağım her cümle O'nun şerefine.. "İstanbul Kırmızısı" kitabını okudum ve duygularımı herkesle paylaşmak istedim.  Kitap bir adam ve bir kadının kendi öykülerini anlatıyor. Romand...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 6

Resim
*** Hayat, aldığın nefesle, karıştığın nefeste. Kolay değil bazen, emin misin yürekte? Bildiğin az gelecek bazen, bilmediğin yük. Sonunda İbrahim gibi yanmamakta var ateşte, Tebrizli Şems gibi aşk uğruna ölmekte. ( 10.09.11 01:03 ) *** * Tümer ' le karşılıklı birşeyler karalarken çıktı bu cümleler. Daha da nicesi. Bir gün belki oturur düzenleriz de, kuvvetli bir öykü ya da deneme yazarız. ** Paylaştığım parçaya gelince; uzun süredir aklımda ama bir türlü paylaşamadığı, benim için de çok ama çok özel bir şarkı, "Kürk Mantolu Madonna". Aslında Neden Kürk Mantolu Madonna? Neden Maria Puder? temalı bir yazıyı hazırlayıp, arka fonunda da; benim gibi etkilenen bir grup olan Vera ' nın parçasını da paylaşmam farzdı. Ki Vera bile yazılacak bir başka başlıktır. Tembellik yapmayı bırakıp yazmadığım için aşağıdaki videoyla kalsın şimdilik. İyi okurlar ve dinlemeler. Vera ' ya bir de Emir Bey eşlik ediyor.

Raif' e Haykırış..

Resim
"Raif, duyuyor musun sesimi? Kurtar beni. Gelmesem de, zorla çek götür beni. İçimdeki sadece bir zehir imiş. İdrak etmesi, anlatması zor. Sana yazdığım onlarca cümlenin yalan bir mürekkeple yazılıp, kaybolduğu gerçeğine kim inanır ki? Ben bile inkar ederken. Ama tutmuyor ellerim, taşımıyor ayaklarım vücudumu. Bir anda kayıp gidiyor zaman, gözlerimi perdeleyerek.İstemediğim fotoğraflar beliriyor gözlerimin önüne. Boğazıma yutamayacağım lokmalar sıkıştırıyor. Dilimden güzel dilekler yerine lanetler dökülüyor. Bedenim bile istemez oldu artık beni. Bir kaç beyaz önlüklü adamı istemiyorum yanı başımda. Seni istiyorum. Her nerdeysen, çık ve gel. Maria' nın bir kez daha tek ölmesine izin verme." Paylaşmak gerekir. Sözleri "işte buydu anlatmak istediğim." der gibi. Bir de Emir Bey ve arkadaşlarından dinleyelim.Teşekkürler.

Raif' e Mektup 2

Anlamazdım, nasıl severdin beni bu kadar. Bunca gördüklerine rağmen. Bilirim karşıma çıkıyorsun hep. İndirdiğin başın, kaçırdığın gözlerin her gün gelir hesap sorar benden. Ah Raif yolumuz bir mi dersin? Sonunda istesekte istemesekte kesişecek mi? Yollar aştık, Yıllar gömdük, İnsanlar gelip geçiyor hatta üstünden şimdi. Sen kurmaya çalıştığın hayatabensiz devam edebilmenin zorluğunu kadehlere anlatırken, Ben burada inancımı savunuyorum. Bunu her yaptığımda da içimde seni hissediyorum. Bu savaşları benimle yaparken neler hissettiğini düşünüyorum. Ve her gördüğümde seni tutup, sıkıca sarılmak istiyorum sana bir dost gibi. Cümleler yanında değersiz. Yine sessizliğimiz paylaşsın herşeyi her zaman olduğu gibi. Değil miydik ki melodilerle tanıdık birbirimizi, Sessizliğimiz sevdi içimizdekileri Ve yine onlar ayırdı. Şimdilerde iki korkak gibi kaçarken birbirimizden ben bu satırlara saklıyorum seni. Üzgünüm Raif, seni yine sessizliğime gömüyorum.

Raif Bey' e Mektup

Raif, ben geldim. Aynı Maria değilim belki ama çok farklı duygular içindeyim. Böyle tartamazsın ya bazen ne olacağını, alamazsın önlemini. Çarpacağını fark edip, kıramamak gibi direksiyonu. Cam parçaları gelirken suratına, koruyamamak gibi kendini. Ne yapacağımı bilmiyordum işte. Gördüklerimle inandıklarım ters düşünce, bir minik turta ya da Maria Puder olmak yetmiyordu da üzülmemek için. Parçalanan umutları toparlamaya tek beden azdı. Tutmayan bir el olmadan da olmuyordu işte. Seninle gibi ama seninle olmayan bir adamın ellerinden bahsediyorum Raif. Hep gibi olup, nefese karışan ama tek gözyaşında kaybolan bir adam. Nerdesin Raif Bey? Kaybolan inancımı kendine getiren adamlayım ama becerecemiyorum aşkı. Dönsem arkamı yok olacakmış gibi. Kaybettiğimi bulup, tekrardan kaybetmek gibi bu korku. Ah Raif. Ne yapmalıyım? Uzak zamanları aşıp, tekrardan denemek fazla mıydı bana? Ölümü ardımda bıraktım, tekrar döndüm. Yanlış bir yol muydu benimkisi? Gömsem kafamı bende içindeki karanlığ...