Kayıtlar

Merve Nur Gülbudak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İçimdeki Fısıltılar - 5

Resim
 ___ Gölgeli bir güne güneş doğuyordu.  Ben de sabrımın en uçlarında uzunca bir yürüyüş yapıyordum. Öyle ki güneş arkamdan tepemi ve omuzlarımı ısıtırken, ayaklarım gevşiyordu.  Ki o ayaklar geçmemem gereken o sınırlar içinde öyle dikkatli yürüdü ki defalarca. İşte o sınır çizgilerinin birinde, uçurumdan aşağı düşürdüm hayal kavanozumu. Parçalanması o kadar hızlı oldu ki, öylece bakakaldım. İşte düşürdüğümden beri belki bir yolunu bulmuşlardır diye çok kez yürüdüm aynı yerlerden. O günlerden biri bugün de. Bazı zamanlar bugün gibi güneşli, bazı zamanlar titremekten bile zor yürünür, bazen ise ağlar gibi yağmurlu. Ama uzun süredir gölgeli bir güne güneş doğmuyordu. İşte o yüzden, güneş sanki sırtımı delip, kalbimi ısıtıyordu. Sanki biri yürürken, bir yandan size sarılıyor gibi. İnanmayı kaybettiğiniz zamanlar yaşadınız mı? Hani Tanrı varsa neden bu başıma geliyor dedikleri günlerden birini. Ya da içe doğru gömülüyor hissettiğiniz? İçinizde bir oda var sanki de oraya kendin...

İçimdeki Mırıltılar - 4

 ___  Uzaktan gelen akordeon sesini ile irkildim.  Kim bilir ne zamandır bakıyordum el yazına. Melodiler dürtmese kulaklarımı, Bir kağıda nehir akıtacaktı gözlerim. Ne kadar zaman kalmışım öyle, bilmem. O kadar uzun nefesimi tuttum, bir bilsem. Üzerimde beyaza yakın bir elbiseyle, Yüzümde her an gelir telaşı makyajı, Ellerimse heyecanlı kuş gibi, Oradan oraya sevdiklerini bir araya getiriyordu. El yazın gelene kadar; Zaman koşuyordu sana doğru, Vuslata bir nokta da biz ekleyecektik. Beyaz elbisem ile seni karşılayıp, Seni tüm sevdiklerine boğacaktım. Ah sevgilim, Ellerin birbirine nasıl müsaade etti, bilmem. O kelimeleri yazdığını gören gözlerin, Ellerin kadar acımasız değil midir sence? Gelen her adımı kadere sarıyorduk madem, Ben de el yazını kadere teslim ederim. Aynaya bakacak olursa gözlerim, Uzunca göz göze kalmamaya yemin ederim. Biberiyeler ekerim camımın önüne, Koktukça vuslatı silerim burnumun ucundan. ___ *  Çok sevin. ** Şarkı atamasını siz yapın, paylaşı...

Kıssadan Hisse Zamanlar - 73

Resim
 ___ Tek katlı o küçük ev çok uzakta. Çevresini solmuş yaprakların koruduğu. Yaşlı kestane ağacının döktüğü. Göğüslerini  açmış yapraklar, Rüzgara aldırış etmeden, Yağmurla daha da sıkılaşan, Toprağın üstünde el ele vermiş koca bir bariyer. Tek katlı o küçük ev gözlerimin az ötesinde. Kapısından girince hemen giremeyeceğim. Demir aralıklardan güç bulup, Konuşacağım bir sürü cümle yazacağım. Yapraklara söyleyeceğim önce, Aklımın mürekkebinin ihanetine uğramazsam, Bir bir sayacağım cümleleri art arda sana da. Tek katlı o küçük ev, evet ben geldim. Ama önce o yaşlı kestane ağacına selam vereceğim. Kalbimi ellerine alıp, sakinleştirmesini, Kökleriyle içimdeki tüm korkuları çekmesini, Dallarıyla sırtımı sıvazlayıp cesaretlendirmesini, Karşına çıktığımda aklımdaki tüm cümleleri, İçimdeki tüm duyguları önüne sereceğim. İşte bak, tek katlı o küçük evdeyiz, Katettiğim yolların tüm renklerini, Bunca zamanın birikmiş özlemini getirdim. Kapının ardında bıraktım  tüm yüklerimi, Büyük ...

İçimdeki Mırıltılar - 3

Resim
 ___ İçinde uzun zamandır birikmiş büyük çığlıkla haykırdı kadına; - Nereye? Duyacağından emin, güçlü bir tonla.  Sorunun eli olsa durduracak gibi. Kadın her an durdurulmaya hazır bir yavaşlıkta yürüyordu. Olabilecek her hamleyi kaçırmamak için elinden geleni yapmalıydı. Öyle ya. O kalmak istemişti.  Kalmak istiyorum demek yerine kal desin diye kurmuştu tüm cümleleri. Susup kalan taraf oydu. Bir şey demeliydi. Bir şey yapmalıydı. Donuk gözleriyle, hep aynı zamanda aynı yerde buluşan sıradan bir arkadaş gibi davranırken bile mağrurluğunu ve kararlılığını hep koruyordu. Hayatında ne zaman bu kadar çok kendini ifade etmeye çalıştığını hatırlamaya çalışmıştı bir önceki akşam. Hiç kimseye demek ne kadar iddialı olduğunu bildiğinden, yanına bir örnek daha bulmak istedi. Bulamadı. Eğer o aradığı örnek olsaydı, olabilecekler listesi dizecekti ucu olmayan. Kendini hiç açıklamak zorunda mı kalmamıştı?  Belki de hiç geç kalmamak için koşmamıştı? Hiç geç kalmamaya çalışmamıştı b...

Hücre Notları - 8

Resim
____ Derin bir karanlığa uzunca baktınız mı hiç? Ben baktım, zamanı ne kadar kestiremediğim. Önce ürküyor insan, siyaha bulanacak diye. Sonra o düşkün sessizliğe teslim oluyor. Nereye baktığının bile önemi yok sanıyor. Halaskar düşünceler etrafa savruluyor. Vadesini ve gücünü ispatlayanlardan biri, Oradan alıp, gözlerini mühürlüyor.  O günlerden birinde buldum tüm renklerimi. Nefes alamayıp, anlam bulmaya çalıştığım bir gündü. Öyle ki karanlık, zifti ile bir daha sıvıyordu gözlerimi. Tam halsiz bir yaş yüzümden akarken, Karşımda bir sürü anlamsız renk çemberleri dolaştı önce, Sonra o ıslaklık arttıkça renk bir filme dönüştü.  İlk kez kendimi izlemenin şaşkınlığı,  Şimdi zamanı mı? sorusunun keskinliği arasında, Büyülenmiş gibi izledim uzunca. Ağzında hep aynı şiir vardı uydurduğu, "Ne sabah ne de akşam yokken, Saatleri karanlıklar yutmuşken, Neredeyse tüm ömürlerde beraberken, Şimdi neredesin sevgili?" ___ * Hep kısa cümleler kurasım var aslında. Sanki uzatıp, karşı taraf...

Hücre Notları - 7

Resim
 __ _ Sarı sıcak bir ıslaklık, Tuzu saçlarına yapışmış, Güneşi yanaklarına yerleşmiş, kırmızı. Pervazı gözlerine koymak gerekti. Bakamıyordum uzunca. Bakabilir miydim? Sanmıyorum. Bu kadar nemliyken gözlerim. Ne zaman baktıysam sana, Umursamaz gibi gözlerin uzakta, Kulakların ve dudakların asılı merakta. Kendinden emin olmayan tek yer ellerin, Nereye koyacağını bilmediğin. Dinlemeyen çocuk gibi her şey ile  temasta. Bilmiyorum. Tüm ayrıntılar nasıl bu kadar aklımda? Gözlerimi kapattığımda, işte orada! Ne zaman dalsa gözlerim, karşımda. Öyle sakin ve sessiz ki anılarım.  Anılar hareketsiz olur mu? Akmasın, donsun istemişim o an. Hatırladıklarımı çerçevelemişim aklımda. Uzunca zaman bakayım diye. Uzunca konuşayım zihnimde, Uzunca hayaller koyayım diye yanına. Böyle değil miydi? Böyle olmalı sessiz antlaşmamız. Yoksa tarif etmesi zor,  İmkanı sızı ile buluşturup, Her şeyi imkansız yapmanın becerisini. Kilometrelerin uzunluğunu, Kelimelerin milyonlarcasını, -saydıların s...

İçimdeki Mırıltılar - 2

Resim
 ___ Sonsuzluğa giden bir kaydırakla karşılaşsan ne yapardın? Kayıp gitmek mi bilinmezliğe? Görmediğin yerler için uzaktan hayaller kurmak mı? Arkanı dönüp gitmek mi? Sonsuzluk ne renk olsa çabuk karar verirdin peki? Simsiyah bir bilinmezlik mi? Gökkuşağı gibi bir şekerleme mi olsa iştahlı? Ya da sadece "o renk" mi olmalı? Oyun oynamaya ne kadar vaktin oldu peki? Hatırlayamadığın kadar eski mi? Attığın her adımın bir oyunda mı? Oynayacak alanı hiç bulamadın mı? Bazen o kurguladığımız hayallerimizin peşinden bağlanabilsek o ana diyorum. Kapısını açıp, ben geldim ve ne olur ki demek istiyorum. Deliliğe bir sürü övgüler yağdıran kişiliğimi, tam da ondan beklendiği gibi cesur olmasını bekliyorum.  Belki bazen açar o an kollarını, ama bazen de kovulmaya da hazır olmak demek. Bir çocuk gibi ısrarcı olmak yerine, kocaman bir yetişkin gibi kabul edip gitmek demek mesela bu. İşte tam da bu yüzden aradaki bağı sıkı tutup, her iki ile her anı karşılamamızı bekliyorlar. O kapıyı açan ufa...

Hücre Notları - 6

Resim
  ___ Defalarca katlayıp,  Parmaklarımla iyice küçültüp, Sakralıma sıkıştırdım o notu.  "Tekrar ne zaman okurum?" diye düşünmeden, Birinin onu bulamayacağından, Bulsa da çözemeyeceğinden emin. Açıkta kalırsa kabuk tutar, Biri okursa anlamı değişirdi. Yeşerecekse yine içimde, Kökleri bana ait olacaktı. Ölecekse de. Bazı zamanlar yok gibi. Ama bazı zamanlar çocuk gibi. Hep aynı yerimde ağrı. Hep o aynı sessizlik. Hep o aynı kararsızlık. Hep o aynı sıcaklık. Atmak istemiyorum.  Yakmak istemiyorum.  Kaçsın istemiyorum. Kalsın istiyorum.  Ne defter arasında,  Ne de gözümün önünde.  Tıkalı kalan bir yer değil, Tam da akış yönünde. Ezberiyle ya açarsa yolunu? Bir sabah uyandığımda giderse o duygu? Mahkum mu ki zaten? Peki gitse geri gelir mi? Bir kaç kelime için kalır mı? __ * Deli saçmaları diye belki de ayrı bir yazı dizisi olmalı. Kafamda hep farklı hikayeler dönerken özellikle. Sesli konuşmak yerine böyle yazınca daha az deli oluyoruzdur belki de. **...

Kıssadan Hisse Zamanlar 69

Resim
 __ Duyuyor musun? Yavaş yavaş, bir sis gibi  Rüzgarın savurduğu melodiyi. Eskilerden, sanki bize ait. Tanıdık değil mi sence de? Hani güneş kavururken tenimizi, Suyun dibine inmeye çalışırken, Ağustos'u bitirmek istemediğimiz, En beklenmedik anda çalan o şarkı. Dans eder miyiz peki? İşte tam da o an yapmadığımız, Şimdi yine tam karşımdayken, Ritme benimle eşlik eder misin? __ Sen de hissediyor musun? Ayağımıza batan taşları. Yüzümüze vuran yağmuru. Vücudumun nasıl titrediğini. Gözlerine bakamayaşımı. Heyecandan soğuyan ellerimi. Yüzümdeki rüzgarın gıdıklamasını. Nefesinin verdiği isin etkisini. Söylesene sevgilim, Sen de hissediyor musun? ____ * Zamanı varken, yazabiliyorken, konuşabiliyorken ya söylemeli ya da nota almalı insan. Aidiyetimizi bulabildiğimiz tek yer yine kendimiz. Ne bir şehir, ne de bir insan. O yüzden kendinizle dansınız hep bir ritim olsun. Dans edebiliyorsanız tabii. Aa bir de çok sevin! ** Şu sıra elim bolca kalem tutuyor. Eski notlarımı evirip çevirebili...