Kayıtlar

Kısa Bir An

Kadın kızgındı. Nefesi düzensiz bir şekilde gördüğü sureti karartmaya çalışıyordu. Dili kurumuştu, sıklıkla alıp verdiği nefesinden dolayı. Dudakları titriyordu. Boğazıma yapışmış halen bir şey ister gibi duyduğu cümleleri uğultu içinde kaybetmek istiyordu ama beceremiyordu. Saniyeler geçtikçe vücudu titremeye başladı. İlacını arayan hasta gibi panik bir şekilde defterini aradı. Elleri titrese de bir sürü şey karaladı deftere. Durmadan, durmadan, durmadan. İzin vermemesi gerekiyordu gözyaşlarının dökülmesine. Ne okunaklı ne de düzenliydi cümleleri. Çok ta anlam ifade etmiyordu zaten tüm bunlar. Derdini anlatmak adına yazılan cümleler değildi. Birileri anlasın onu da istemiyordu. Tek derdi; sakinleşmekti... Öyle de oldu. Satır atladıkça, kustukça içindekileri sakinleşti. Elleri buz kesilmişti son noktayı koyduğunda. Yutkunmaya çalıştı. Boğazında, kuruyan acı tadı hissetti. Aynaya baktı, gözlerinin içine. Gördüğü güzel kadının sevme işini neden bu kadar ciddiye ...

18.04.11 / 01.32

Bilemedim ne olduğunu. Bırakamadım da oluruna. Verilen ömrü paylaştıramadım bir türlü. Elimde kalanın belirsizliğinin verdiği korkuyla da daha çok bağlandım. Bittiğinde nefesim "iyi ki" demek için, Kalbimi de yanımda götürmemek için, Bedene saklanıp kalmamak için tüm çabam. Döktüğüm gözyaşlarımla suladım dileklerimi hiç "neden" demeden. Geleceğini bilerek, inanarak. Hayallerimde kurduğum o ufak cenneti daha da aydınlatmak için araladım yıllardır mühürlü olan kapımı. Ellerim kalbimde heyecanımı kesmeye çalışıyor şimdi. Nefesim düzensiz. Gözlerimse aynı yere bakıyor. Tüm uzuvlarım o günü bekler, bayram çocuğu misali. Hazır etraf. Senin de hazır olmanı bekliyoruz. Hayallerim de ki gibi gel yanıma ama. Gözlerin şefkatle sevsin beni, Ellerin sıkıca tutsun bedenimi. Kulaklarım yine duysun o heyecanla atan kalbini. 18.04.11 / 01.32 * Soğuk paragraflarımı ne ısıtıyordu peki? sormadan edemedi içim. Bunları nasıl yazdım, neler kurdum hayalimde, gerçek...

Kes

Boğazımda hissettiğim bıçak korkuturken bedenimi, nefesim cesaretle ve aşkla ölümü bekleyen yeni gelin misali. Kaybetmiş bir insanın yapacaklarından farksız şuan ki yapacaklarım. En kolayıydı ölmek. Bedenim korkar evet belki ama, ruhum yorgunlukla, sevgiyle bekler onu. Daha dün hissettim asıl ölümü sen benden giderken. Üşüyen bedenim ceset gibi. Aynada gördüğüm o beyaz ve mor karışımı dudaklarım, sararmış yüzüm, çökmüş gözaltlarım herşeyi özetler gibi. Şimdi ne için savaşmalıyım? Emanet verilen bir beden için mi? Var olan tek bir şey var içimde, o da inancım. Bir onu alamadın benden. Bundandır isyan etmemek için direnişim. Boğazımda bıçak. Bıçağın soğukluğu değdiği yeri soğuturken, gözlerimden yaşlar iniyor tüm sıcaklığıyla yalvarır gibi. Kes gitsin artık, terketsin bedenim beni. Kes bitsin tüm hayallerim. Kes insin, inmeyen boynum aşağı. Kes ki kesilsin nefesim. Kes ki dursun kalbim. Kes ki yanımda olan tek varlığıma kavuşayım. Sadece “O” nun ol...

09.03.11

Unuttuğum yaşanmışlıkların içinde dolanırken ruhum, arkamdan gelen adımlarını ve sesini duyuyordum. Aynı şarkıyı mırıldanıyordun yine. Eskisi gibi. Aynı cümlelerle, her zamankinden farklı biz hızda. Dönüyorum arkama, oradasın eminim. Ama yoksun, sadece bölük bölük anılar. Yürüdükçe, ben de hatırladıkça bazı şeyleri sesin azalıyor. Yol bittiğinde ise sesin kayboluyor. Arkama dönüyorum yine, yoksun eminim ama yine de, pişman olmamak için, hatıralar için dönüyorum. Bu sefer oradasın. Yüzün soluk, gözlerin dolu. İstemediğin belli ama yine de elini kaldırıyorsun veda eder gibi. Ben kalıyorum yerimde birşey söylemeden. Konuşamıyorum, yürüyemiyorum. Sahip olduğum tüm uzuvlarımı kaybolurken, sana bakıyorum öylece. Anlıyorsun halimi, son kez bakıyorsun belli ki yüzüme. Dönüşünden anlıyorum, gözlerinden yaşlar akarken parmaklarınla bastırarak silişinden anlıyorum ki kızgınsın halen bana. Sen karanlığa döndün yüzünü. Korkakça attığın adımlarla ilerlerken karanlığa doğru, ben sadece izliyorum. ...

22.02.2011 / 04.03.2011

Hayalini kurup, inkar ettiğim. Bak yüzüme de söyle, kaçırma gözlerini. Söyle hadi, geleceğe adadığın suret mi karşındaki? Gözlerine düşen hayallerinin sahibi mi? Cevabının bana dönük sandığım şu günler, Yüzüm gülerken yanımdan yaşlar dökülüyor.  Durduramıyorum kendimi bir anda. Silen sen misin yoksa rüzgar mı? Ya bu içimi ısıtan, hissettiğim güzel sıcaklık. Hayır, güneş olamaz. Nefesindir karışan nefesime. Yoksa nasıl yaksın ki bu kadar içimi. Ah sevdiğim benim. Tanıdık yüzüm, yabancı kalbim. Gitsem, gidesim yok. Kalsam, bir planım da yok. Yer var bilirim. Rüyalarında, Hayallerinde, Kafanı yaslayıp uyuduğun yatağında. En önemlisi de kalbin ve ellerin. Isıtırlar nasıl olsa üşüyen ruhumu Kuruturlar ıslanmış gözlerimi. *Farklı zamanlar da farklı duygular içinde karışırken içim, artık karşı koymuyorum yazacaklarıma. Koyu yazılanlar soru işaretiyken kalemimde, buraya dökülürken cevaba dönüştü.

Raif Bey' e Mektup

Raif, ben geldim. Aynı Maria değilim belki ama çok farklı duygular içindeyim. Böyle tartamazsın ya bazen ne olacağını, alamazsın önlemini. Çarpacağını fark edip, kıramamak gibi direksiyonu. Cam parçaları gelirken suratına, koruyamamak gibi kendini. Ne yapacağımı bilmiyordum işte. Gördüklerimle inandıklarım ters düşünce, bir minik turta ya da Maria Puder olmak yetmiyordu da üzülmemek için. Parçalanan umutları toparlamaya tek beden azdı. Tutmayan bir el olmadan da olmuyordu işte. Seninle gibi ama seninle olmayan bir adamın ellerinden bahsediyorum Raif. Hep gibi olup, nefese karışan ama tek gözyaşında kaybolan bir adam. Nerdesin Raif Bey? Kaybolan inancımı kendine getiren adamlayım ama becerecemiyorum aşkı. Dönsem arkamı yok olacakmış gibi. Kaybettiğimi bulup, tekrardan kaybetmek gibi bu korku. Ah Raif. Ne yapmalıyım? Uzak zamanları aşıp, tekrardan denemek fazla mıydı bana? Ölümü ardımda bıraktım, tekrar döndüm. Yanlış bir yol muydu benimkisi? Gömsem kafamı bende içindeki karanlığ...

Eski zamanlardan...

Bir kaç damla gözyaşı yüzümün her kıvrımına dağılırken, içimdeki üşüme gittikçe artıyor ve ben sahip olabileceğim en güçlü hislerle daha da sıkı sarılıyordum yorganıma. Şu sıra duyduğum hiçbir kötü haber şu durumdan daha acı bir duyguyu anlatmıyordu. Öyleydi belki de. Çekse üzerimden biri yorganımı, savunmasız kalıp daha mı çok üzülürdüm? Bilmiyorum ki. Belki de ayağa kalkmak zorunda kalırdım. İkna etmeye meyilli bir cümle dönüyor etrafımda. İnandığım duaları tekrarlamak bile gözlerimi ikna edemezken, onların söylediği birkaç anlamsız cümle dindiremez ki acımı, nefretimi hiçbirşeyin sindiremediği gibi. Şizofren duygularla gözümün önünde hep aynı sahneler. Düşünmemek için uğraşıyorum. Saatler ilerliyor. İlerledikçe gücüm azalıyor. Şuan tek isteğim; boş baktığım duvara sırtımı dönüp, derin bir nefes almak, sonrasında kirpiklerimi düşürüp uykuya dalmak. 09.12.10