Her seferinde "Ya böyle anlarsa?" diye yazılan, kurulan cümleler bir zaman sonra insanı fazlasıyla sıkmaya başlıyor. Bu "bir zaman" denilen süre karşınızdakinin tavrıyla o kadar çok değişiyor ki.. Belki yıllarca hep böyle kalıyorsunuz ya da bir anda bir bakıyorsunuz ağzınızdan dökülüveriyor filtrelenmemiş cümleler.
Bilen bilir. Serra Yılmaz'ın ne kadar iyi, ne kadar farklı bir oyuncu olduğunu. Okurken zevk aldığım röportajı paylaşmak istedim. http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/14407830.asp?gid=222 Sevgiler,
___ Gri bir toz bulutunun içinde, renklerin birbirine küstüğü o sessizlikte arıyorum seni. Gözümün önündesin işte, dudaklarımın çizgisine kadar yakında. Bir an uzansam — sis gibi dağılıyorsun, elim kendi gölgeme çarpıyor. Çarpan el, içimde ince bir sızı bırakıyor. Nefesin tenime değmeden kayıyor üzerimden, yine de dokunduğunu sanacak kadar yakındasın— ama bakışların beni bulmuyor. Karanlığına doğru biraz daha yaklaşıyorum. Kulağına doğru eğiliyorum, fısıltım duvara vurmuş gibi yine bana dönüyor. Aynı kelimeler, başka bir ağızdan kopmuşçasına, sıcak ve cüretkar. İçimde dönüp duruyor ismin, duymanın bir yolunu bulursun diye bekliyorum; diğer yandan ben hala anlamaya çalışıyorum hangi boşlukta kaybolduğumuzu— aynı gölgenin içinde durup nasıl iki ayrı dünyaya bölündüğümüzü. Bakışlarınla arıyorken birisini, belki de sana çarpıyor içimde taşıdıklarım. Duyuyorum sesini, durmadan tekrarladığın o cümleleri: “Söyle… Var mısın benimle o boşluğu tek bir renge çevirmeye...
__ Ne kadar yıl geçtiğini, matematiğini yapmadan hatırlamıyorum. Babamın o palyatif odasında nefeslerini dinleyeli üç yıl olmuş. Belki de ilk kez, gerçekten ama gerçekten neler döndüğünü yazabiliyorum. En büyük silahım, duygularıma benzetme bulmak. Diğer Merve anılarını sakladığım kutuya koyduğum gibi, onları da bir telefon sonrasında aynı kutuya tıktım. “Babanız öldü mü?” Babanız ölmediyse, o dramatik gelen sorunun ne kadar anlamsız olduğunu bilemezsiniz. Sizin hiç babanız oldu mu? Benim öldü. Kör oldum. Kör olmak bir yetiyi kaybetmek değilmiş meğer. Seni sen yapan, fazla görünen duyguların kararmasıymış. Işıksız kalan hislerine enerjinin yetmeyip, onların karanlıkta kalmasına alışmakmış. Bir zamanlar “fazla” bulduğum tüm duygular, meğer gerçekten fazlaymış — ama sahici oldukları için. Siz nasılsınız? Ben yanılmaktan nefret ederim. Defalarca tartar, sayısız gece düşünür, uyanır, tekrar düşünürüm. Realist olmakla övünürüm. Ergenliğimden beri sıradan olmamak için her şeyi öğ...
Yorumlar
Yorum Gönder