güle güle giy kara kız :)) kıskandım... ben de hafta sonu gittim bi sürü ciciler aldım kendime :) ama resmini koymuyorum, belki bigün üstümde farkedilir..
___ Gölgeli bir güne güneş doğuyordu. Ben de sabrımın en uçlarında uzunca bir yürüyüş yapıyordum. Öyle ki güneş arkamdan tepemi ve omuzlarımı ısıtırken, ayaklarım gevşiyordu. Ki o ayaklar geçmemem gereken o sınırlar içinde öyle dikkatli yürüdü ki defalarca. İşte o sınır çizgilerinin birinde, uçurumdan aşağı düşürdüm hayal kavanozumu. Parçalanması o kadar hızlı oldu ki, öylece bakakaldım. İşte düşürdüğümden beri belki bir yolunu bulmuşlardır diye çok kez yürüdüm aynı yerlerden. O günlerden biri bugün de. Bazı zamanlar bugün gibi güneşli, bazı zamanlar titremekten bile zor yürünür, bazen ise ağlar gibi yağmurlu. Ama uzun süredir gölgeli bir güne güneş doğmuyordu. İşte o yüzden, güneş sanki sırtımı delip, kalbimi ısıtıyordu. Sanki biri yürürken, bir yandan size sarılıyor gibi. İnanmayı kaybettiğiniz zamanlar yaşadınız mı? Hani Tanrı varsa neden bu başıma geliyor dedikleri günlerden birini. Ya da içe doğru gömülüyor hissettiğiniz? İçinizde bir oda var sanki de oraya kendin...
__ Ne kadar yıl geçtiğini, matematiğini yapmadan hatırlamıyorum. Babamın o palyatif odasında nefeslerini dinleyeli üç yıl olmuş. Belki de ilk kez, gerçekten ama gerçekten neler döndüğünü yazabiliyorum. En büyük silahım, duygularıma benzetme bulmak. Diğer Merve anılarını sakladığım kutuya koyduğum gibi, onları da bir telefon sonrasında aynı kutuya tıktım. “Babanız öldü mü?” Babanız ölmediyse, o dramatik gelen sorunun ne kadar anlamsız olduğunu bilemezsiniz. Sizin hiç babanız oldu mu? Benim öldü. Kör oldum. Kör olmak bir yetiyi kaybetmek değilmiş meğer. Seni sen yapan, fazla görünen duyguların kararmasıymış. Işıksız kalan hislerine enerjinin yetmeyip, onların karanlıkta kalmasına alışmakmış. Bir zamanlar “fazla” bulduğum tüm duygular, meğer gerçekten fazlaymış — ama sahici oldukları için. Siz nasılsınız? Ben yanılmaktan nefret ederim. Defalarca tartar, sayısız gece düşünür, uyanır, tekrar düşünürüm. Realist olmakla övünürüm. Ergenliğimden beri sıradan olmamak için her şeyi öğ...
İlk defa böyle bir yazı yazmak durumunda kalıyorum. Dün akşam kapımı çalan bir anneden bahsetmek istiyorum sizlere. İnternet kocaman bir kaynak madem. Sebep olmak istiyorum güzel olacak herhangi bir adıma. Annemizin adı Fatma İnan. Elinde kendi yaptığı lifler. Lifleri ne sebeple sattığını anlatıyor.. Kesinlikle dilenci değil. Fatma Hanım' ın otizmli bir oğlu var.. Mustafa.. Gurur duyuyor onunla. Eğitimle neleri aştığından bahsetti. Daha da gelişeceğinden emin. Ama maalesef otizmli bir çocuğunuz var ise hele ki maddi durumunuz kötü ise ne kadar daha zorlanılabileceğinden bahsetti. Tek derdi oğlunu topluma kazandırmak için eğitimine devam ettirtmek. Bunun için de desteğe ihtiyacı var. Lütfen yardımlarınızı esirgemeyin. Bu sefer ki yazım düşler ülkesinden değil. Yanımızdan geçip giden herhangi bir kadının, annenin hikayesi.. Derdimse sadece yardım etmek.. İletişin numarası ve Hesap numarasını aşağıda paylaştım. İnanma duygunuzu kaybettiyseniz buraya tı...
güle güle giy kara kız :))
YanıtlaSilkıskandım...
ben de hafta sonu gittim bi sürü ciciler aldım kendime :)
ama resmini koymuyorum, belki bigün üstümde farkedilir..
güle güle kullan tatlım :D
YanıtlaSil@ hulusi koca biaradan sonra teşekkürler.. ben farkederim merak etme sen :)
YanıtlaSil@hesi canım beniim teşekkürederiim :D