Kayıtlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Öylesine bir akşam.

Ruhunu kaybetmiş yada izne çıkarmış biri olarak yine o akşamlardan birini daha yaşıyorum. Zevk aldıklarımdan daha fazla haz alıyorum. Kitap okurken sevdiğim cümleyi tekrar tekrar göz gezdirmek yerine, sesli okuyorum. Kek yaparken yumurta beyazı ve şeker beraber çırpıp, kabarmasından, beyaz,parlak ve simli bir renge dönüşmesi izlemekten, etrafa yaydığı kokuyu en içime çekmekten. Sevdiğim şarkıyı kaç kere üst üste dinlediğimi bilmiyorum, eşlik ediyorum. Film izlerken figüran gibi olanları arkadan izliyorum. Yatağımın içinde gibi değil de filmin içindeymiş gibi. Bunun yanında halen sabahları gömmek istiyorum yastığa kendimi halen ama geçeceğini biliyorum. Güzel bir gün gibi. Yağmur sonrası bir akşam. Perdem sessiz, rüzgar vurmuyor. Kulağımda Skin' den Don't let me down. Yine başım düştü tüm bunları yazarken. Burnumda yazmamı perçinleyen o mürekkep kokusu, beynimde olanların dansı. Kafamı kaldırdım yanan tarçınlı mumun kokusu sarmış odamı, yanında koca şişe suyumla beraber. Üfledim...

Ruhum

Resim
Nasıl yapıyorum bunu bilmiyorum. Yine soyutladım kendimi. Beden bana ait halen, ve yine devam ediyor tüm organlarım çalışmaya. Ruhum başka yerlerde. Bekler oldu bedenim onu, donuk bir şekilde. Durmadan birşeyler olup duruyor.Yetişemiyordu artık. Ne yapması gerektiğini bilmediğini söyleyip dururdu zaten. Önceleri buruşturup, daha sonraları arkasında biriktirip devam ederdi hayatına, şimdiyse yok etmeye çalıyor sanırım bazı şeyleri. Matematiksel, tarihsel hatalar o kadar fazla ki. Ne, ne zaman, nerede oldu? Yanlış mı? Doğru mu? derken koca bir yumak ip, karıştı birbirine. Sıkıldı o da baya. Yalnız kalmak umarım iyi gelir ruhuma tabii ama çabuk gelse iyi eder, uykularım bölünüyor durmadan. Yarım yamalak cümleler kuruyorum, o da içimde. Karanlıktan korkan ben, korkmadan bekliyorum uykumun gelmesini. Yine aynı donuklukta. Biraz sinirliyim, gerginim. Kırıyorum bazen, izliyorum ya da. Ve saçma sapan kendi kendime dururken kırılıyorum. Emanet kurulacak hiçbir söze, hiçbir yemine taham...

Eskilerden kalan

Kesilen cümleler, yarım kalan senaryolar, dökülmemiş gözyaşlarını bavuluna koyup, yola çıktı kadın. Arkasına dönüp bakmak yoktu, sonuna kadar gidecekti tek başına kalacağını bile bile… Böyle düşünüyordu  herşeye rağmen… Yaraları ağırdı,farkındaydı ki gittiği yerde hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. dokunduğu ten güven vermeyecekti, ağladığında çocuk gibi sığınamayacaktı birine. Herşey bir yana o kokuyu nerde bulacaktı… her sarıldığında, her saçlarını okşadığında yüzüne vuran o koku… ellerinin arasından kayan bir hayat, savunmasız bir beden kaldı elinde… Bir hiç uğruna ölmek vardı yolun sonunda,tek başına kalmak… Ama düşündüğünde zaten hep yalnızdı.. Yola çıkarkende bu durumdaydı.Tekrar baştan başlayabilirdi,yapabilirim belki de yine dedi.. İç çekti önce,söylendi, kızdı kendince. Neden varolduğundan, neden nefes aldığına kadar sorguladı kadın hayatını ve içinin ta derinlerinde “Keşke ama keşke karşılaşsak. Sarılmak son bir kez belki de sadece görmek… Neyse bitti işte” dedi. Evine ...

Durum o kadar da vahim değil.

Resim

Kartlar

Resim
Masada dağılmış kartlar.  Yavaşça gelip toparlıyorsun kartları düşünceli bir şekilde. Aklında sürüyle yapmak istediklerin.  Kartları açıyorsun bugüne dair.  Bilinmezliğe gidiyor her kart.  A çtıkça ya sevinip ya üzülüyorsun .  Elinde kartlar.  Bakalım sonunda ne var?

Benzemez Kimse Sana

Geçen gün farkettim, yeni paylaşıyorum. Şu sıra iş de fazlaca yoğun olmamız algılarımı kapattı dış dünyaya. Sadece müziğe duyarlıydım hatta. Geçen sabah 8'de Dolores dinleyesim geldi. Human spirit ' i dinlerken farkettim ki bizim Atiye ' nin Muamma parçasının müziğiyle ne kadar da benziyor. Yoksa?? Neyse biz orjinal olanı dinlemeye devam. Atiye' de yapmış ama hani. Dolores O'Riordan - Human Spirit Atiye - Muamma Sevgiler,

Araf - Mor ve Ötesi

Mor ve ötesi ' nin son albümü olan " Masumiyetin Ziyan Olmaz " dan çıkan " Yorma Kendini " klibinden sonra bence albümün en bomba şarkısı olan "Araf"  a da klip geldi sonunda. Sırada ki bir de "Kara Kutu" olursa deymeyin keyfime. İzleyelim, Görelim. *Dün Beyoğlu 'nda gezinirken MVÖ' ye bir iyilik yapıp "Festus" a klip çekebileceğimizi farkettik. Nasıl olsa lacivert giyisililer hep orada.Bizleri korumakta.Ve farklı olmadığımız sürece sorun yok değil mi?

Mine Vaganti - Serseri Mayınlar

Resim
Ferzan Özpetek' e ait güzel filmlerden biri daha. Uzun zaman önce Beyoğlu AFM de izlediğim, izlerken de zevk aldığım film olan Mine Vaganti' yi izlemek gerek diye düşünüyorum. Film, makarna üreticisi olan bir ailenin içinde yaşanan olayları anlatıyor. Homofobik bir gencin ailesine bu durumu açıklamaya çalışma durumundan tutun, aile içerisinde  aile için süpriz olacak başka durumları, dram ve mutluluk kokan bir sürü sahne barındırıyor.Oyuncuların her karaktere "cuk" diye oturmasıyla film bir çırpıda izleniyor. Hatta bitmese keşke diyorsunuz. En güzeli ise Akdeniz havasını burnunda hissetmek oluyor. (Benim gibi özlem kokulu izliyorsanız bir de.) Kısaca,  serseri mayın gibi devam ettiğimiz hayatımıza farklı sahnelerden bakmamıza yardımcı bir film.  İzlemeli, özellikle de Ferzan sevenler öncelikleri arasında olmalı. Fragman ,oyuncuları en güzel tanıtıma sahip olan sitesi;  http://www.minevaganti.net/mine.html Bloga yazma nedenimse bol spoilerlı yazı yerine yine...