7 Nisan 2022 Perşembe

İçimdeki Fısıltılar - 5

 ___

Gölgeli bir güne güneş doğuyordu. Ben de sabrımın en uçlarında uzunca bir yürüyüş yapıyordum. Öyle ki güneş arkamdan tepemi ve omuzlarımı ısıtırken, ayaklarım gevşiyordu.  Ki o ayaklar geçmemem gereken o sınırlar içinde öyle dikkatli yürüdü ki defalarca. İşte o sınır çizgilerinin birinde, uçurumdan aşağı düşürdüm hayal kavanozumu. Parçalanması o kadar hızlı oldu ki, öylece bakakaldım. İşte düşürdüğümden beri belki bir yolunu bulmuşlardır diye çok kez yürüdüm aynı yerlerden. O günlerden biri bugün de. Bazı zamanlar bugün gibi güneşli, bazı zamanlar titremekten bile zor yürünür, bazen ise ağlar gibi yağmurlu. Ama uzun süredir gölgeli bir güne güneş doğmuyordu. İşte o yüzden, güneş sanki sırtımı delip, kalbimi ısıtıyordu. Sanki biri yürürken, bir yandan size sarılıyor gibi.

İnanmayı kaybettiğiniz zamanlar yaşadınız mı? Hani Tanrı varsa neden bu başıma geliyor dedikleri günlerden birini. Ya da içe doğru gömülüyor hissettiğiniz? İçinizde bir oda var sanki de oraya kendini kilitlemişsin de çıkmaya gücün yokmuş gibi. İşte o günlerden birini inanır kılıyor bazen biri, bir şey. Kilitli kapıyı size açtırıyor. Tanrı gibi inanca buluyor sizi. Bahanesi olmadan yanınızda oluyor. Yine inanıyorsunuz bir an. Uzun soluklu bir inanç tek başına tüm hayatı yönetebilir. Kararları verirken. Vazgeçerken. Öyle ki pişmanlık duvarını eriten büyük bir kimyasal ve tekrar kurmak istediğinde temelini yutup, sarsan cinsten. 

O zamanlardan birinde yine bu sınır çizgisinin kenarındaydım. Ellerim yine buz gibiydi. Sıkıca tuttuğum, tohumlarla dolu hayal kavanozumu düşürdüm. Parçalanması saniyeler sürdü. Kim bilir neredeler. Umarım bağımsızca tutunurlar toprağa, taşa. Bir yerlerde köklenip, filizlenirler Bu sayede yerlerini öğrenirim ben de. İnanç olurum belki de aynı yolu yürüdüğüm insanlara. En çokta bana.

Sahi, ne kadar ihtimalli, uçurumda tutunan bir tohum?

__


* Sesli olmak her zaman ses ile gerçekleşmiyor. Kelimeler yan yana ne kadar çok ses oluyor. Umarım gürültü olmamıştır. 

** Canım Dila derste bir şarkı çaldı. Uzunca cümleler döküldü. Cümleleriniz bol olsun. Bazen kayıtsız sessizlik, herkese iyi gelemiyor çünkü.



5 Nisan 2022 Salı

İçimdeki Mırıltılar - 4

 ___ 

Uzaktan gelen akordeon sesini ile irkildim. 

Kim bilir ne zamandır bakıyordum el yazına.

Melodiler dürtmese kulaklarımı,

Bir kağıda nehir akıtacaktı gözlerim.

Ne kadar zaman kalmışım öyle, bilmem.

O kadar uzun nefesimi tuttum, bir bilsem.

Üzerimde beyaza yakın bir elbiseyle,

Yüzümde her an gelir telaşı makyajı,

Ellerimse heyecanlı kuş gibi,

Oradan oraya sevdiklerini bir araya getiriyordu.

El yazın gelene kadar;

Zaman koşuyordu sana doğru,

Vuslata bir nokta da biz ekleyecektik.

Beyaz elbisem ile seni karşılayıp,

Seni tüm sevdiklerine boğacaktım.

Ah sevgilim,

Ellerin birbirine nasıl müsaade etti, bilmem.

O kelimeleri yazdığını gören gözlerin,

Ellerin kadar acımasız değil midir sence?

Gelen her adımı kadere sarıyorduk madem,

Ben de el yazını kadere teslim ederim.

Aynaya bakacak olursa gözlerim,

Uzunca göz göze kalmamaya yemin ederim.

Biberiyeler ekerim camımın önüne,

Koktukça vuslatı silerim burnumun ucundan.

___


*  Çok sevin.

** Şarkı atamasını siz yapın, paylaşın. 

31 Mart 2022 Perşembe

Kıssadan Hisse Zamanlar - 73

 ___

Tek katlı o küçük ev çok uzakta.

Çevresini solmuş yaprakların koruduğu.

Yaşlı kestane ağacının döktüğü.

Göğüslerini  açmış yapraklar,

Rüzgara aldırış etmeden,

Yağmurla daha da sıkılaşan,

Toprağın üstünde el ele vermiş koca bir bariyer.


Tek katlı o küçük ev gözlerimin az ötesinde.

Kapısından girince hemen giremeyeceğim.

Demir aralıklardan güç bulup,

Konuşacağım bir sürü cümle yazacağım.

Yapraklara söyleyeceğim önce,

Aklımın mürekkebinin ihanetine uğramazsam,

Bir bir sayacağım cümleleri art arda sana da.


Tek katlı o küçük ev, evet ben geldim.

Ama önce o yaşlı kestane ağacına selam vereceğim.

Kalbimi ellerine alıp, sakinleştirmesini,

Kökleriyle içimdeki tüm korkuları çekmesini,

Dallarıyla sırtımı sıvazlayıp cesaretlendirmesini,

Karşına çıktığımda aklımdaki tüm cümleleri,

İçimdeki tüm duyguları önüne sereceğim.


İşte bak, tek katlı o küçük evdeyiz,

Katettiğim yolların tüm renklerini,

Bunca zamanın birikmiş özlemini getirdim.

Kapının ardında bıraktım  tüm yüklerimi,

Büyük sırrımızı paylaşan o yaşlı kestane ağacına.

O küçük evin etrafında olan herkes şahit.

Farkında mısın peki kapının ardındakilerden?

___

* Çok konuşasım yok. Köşemden okuyup, izliyorum, dinliyorum. Geçen hafta yazdıklarımdan birini bugün düzenleyip, paylaşmak istedim sadece. 

** Şu sıra aklımda tek soru var? Yaşamak için ne kadar cesurum? Bazen çok yüksek ama kendi kriterleri içerisinde tutuyorum. Ya siz ne yapıyorsunuz? Aa gitmeden dip not hep çok sevin. 

*** Defalarca dinlediğim için paylaşmadan olmazdı. 













23 Mart 2022 Çarşamba

İçimdeki Mırıltılar - 3

 ___

İçinde uzun zamandır birikmiş büyük çığlıkla haykırdı kadına;

- Nereye?

Duyacağından emin, güçlü bir tonla.  Sorunun eli olsa durduracak gibi.


Kadın her an durdurulmaya hazır bir yavaşlıkta yürüyordu. Olabilecek her hamleyi kaçırmamak için elinden geleni yapmalıydı. Öyle ya. O kalmak istemişti.  Kalmak istiyorum demek yerine kal desin diye kurmuştu tüm cümleleri. Susup kalan taraf oydu. Bir şey demeliydi. Bir şey yapmalıydı. Donuk gözleriyle, hep aynı zamanda aynı yerde buluşan sıradan bir arkadaş gibi davranırken bile mağrurluğunu ve kararlılığını hep koruyordu. Hayatında ne zaman bu kadar çok kendini ifade etmeye çalıştığını hatırlamaya çalışmıştı bir önceki akşam. Hiç kimseye demek ne kadar iddialı olduğunu bildiğinden, yanına bir örnek daha bulmak istedi. Bulamadı. Eğer o aradığı örnek olsaydı, olabilecekler listesi dizecekti ucu olmayan.

Kendini hiç açıklamak zorunda mı kalmamıştı? 

Belki de hiç geç kalmamak için koşmamıştı?

Hiç geç kalmamaya çalışmamıştı belki de?

Ama kadın geç kalmanın yaşamsal ve cümlesel tüm detaylarını biliyordu. O yüzden aklına gelen cümleleri söylemeyi, atılan adımları, beklemeyi, vazgeçmek zorunda kalmayı ve sonunda böyle olması gerekir demenin naif kırgınlığının tüm detaylarını çizerdi. 

"- En güzel eserim bunun üzerine olacak." diye yürümeye devam etti.


___


* Herkes kendi sonunu kendi yazmalı. Ben bir ana getirmek istedim sadece. Siz ne yapardınız diye? Kim olmayı tercih ederdiniz? 

** Ruhu var bazı yazıların, canı devam etmek istemeyince edemiyorsunuz. Bugün Yeliz'e bir söz verdim ve onu tutuyorum. Yarım kalmış değil de devamını sizin yazdığınız bir yazı olsun istedim. 

*** Beni yutkunurken ve aynı anda yazarken zorlayan şarkıları seviyorum diyelim.




8 Mart 2022 Salı

Hücre Notları - 8

____

Derin bir karanlığa uzunca baktınız mı hiç?

Ben baktım, zamanı ne kadar kestiremediğim.

Önce ürküyor insan, siyaha bulanacak diye.

Sonra o düşkün sessizliğe teslim oluyor.

Nereye baktığının bile önemi yok sanıyor.

Halaskar düşünceler etrafa savruluyor.

Vadesini ve gücünü ispatlayanlardan biri,

Oradan alıp, gözlerini mühürlüyor. 

O günlerden birinde buldum tüm renklerimi.

Nefes alamayıp, anlam bulmaya çalıştığım bir gündü.

Öyle ki karanlık, zifti ile bir daha sıvıyordu gözlerimi.

Tam halsiz bir yaş yüzümden akarken,

Karşımda bir sürü anlamsız renk çemberleri dolaştı önce,

Sonra o ıslaklık arttıkça renk bir filme dönüştü. 

İlk kez kendimi izlemenin şaşkınlığı, 

Şimdi zamanı mı? sorusunun keskinliği arasında,

Büyülenmiş gibi izledim uzunca.

Ağzında hep aynı şiir vardı uydurduğu,

"Ne sabah ne de akşam yokken,

Saatleri karanlıklar yutmuşken,

Neredeyse tüm ömürlerde beraberken,

Şimdi neredesin sevgili?"


___


* Hep kısa cümleler kurasım var aslında. Sanki uzatıp, karşı tarafı sıkmayalım düşüncesi ile. O nereden çıktı şimdi? Söyle bakalım Merve?

**  Bıkmadan usanmadan en uzun yaşayan kelebek gibi "Çok sevin!" diyeceğim. Daha bulaşıcı, daha iyileştirici ve  daha güzel bir duygu tanımıyorum çünkü.

*** Yazarken defalarca dinleyip, nota zehirlenmesi yaşıyorum.


1 Mart 2022 Salı

Hücre Notları - 7

 ___

Sarı sıcak bir ıslaklık,

Tuzu saçlarına yapışmış,

Güneşi yanaklarına yerleşmiş, kırmızı.

Pervazı gözlerine koymak gerekti.

Bakamıyordum uzunca.

Bakabilir miydim?

Sanmıyorum.

Bu kadar nemliyken gözlerim.

Ne zaman baktıysam sana,

Umursamaz gibi gözlerin uzakta,

Kulakların ve dudakların asılı merakta.

Kendinden emin olmayan tek yer ellerin,

Nereye koyacağını bilmediğin.

Dinlemeyen çocuk gibi her şey ile  temasta.


Bilmiyorum.

Tüm ayrıntılar nasıl bu kadar aklımda?

Gözlerimi kapattığımda, işte orada!

Ne zaman dalsa gözlerim, karşımda.

Öyle sakin ve sessiz ki anılarım. 


Anılar hareketsiz olur mu?

Akmasın, donsun istemişim o an.

Hatırladıklarımı çerçevelemişim aklımda.

Uzunca zaman bakayım diye.

Uzunca konuşayım zihnimde,

Uzunca hayaller koyayım diye yanına.

Böyle değil miydi?

Böyle olmalı sessiz antlaşmamız.

Yoksa tarif etmesi zor, 

İmkanı sızı ile buluşturup,

Her şeyi imkansız yapmanın becerisini.

Kilometrelerin uzunluğunu,

Kelimelerin milyonlarcasını,

-saydıların sınırsızlığını,

Sadece "iste" emri siliyordu değil mi?


Tanrım duyuyorsun biliyorum.

O resme bakalım mı beraber?

Sadece ağlarken yine sarılır mısın bana?


____


* Çok sevin!

** Çok okuyup, değiştirmek yerine yarım kalanı bir kere okuyup, devam ettiği takdirde de belki bir şeye çeviririm diye yazıp sonrasında paylaşıyorum. Maksat ölümsüzlüğü bir yerden yakalamak değil mi?


23 Şubat 2022 Çarşamba

İçimdeki Mırıltılar - 2

 ___

Sonsuzluğa giden bir kaydırakla karşılaşsan ne yapardın?

Kayıp gitmek mi bilinmezliğe?

Görmediğin yerler için uzaktan hayaller kurmak mı?

Arkanı dönüp gitmek mi?


Sonsuzluk ne renk olsa çabuk karar verirdin peki?

Simsiyah bir bilinmezlik mi?

Gökkuşağı gibi bir şekerleme mi olsa iştahlı?

Ya da sadece "o renk" mi olmalı?


Oyun oynamaya ne kadar vaktin oldu peki?

Hatırlayamadığın kadar eski mi?

Attığın her adımın bir oyunda mı?

Oynayacak alanı hiç bulamadın mı?


Bazen o kurguladığımız hayallerimizin peşinden bağlanabilsek o ana diyorum. Kapısını açıp, ben geldim ve ne olur ki demek istiyorum. Deliliğe bir sürü övgüler yağdıran kişiliğimi, tam da ondan beklendiği gibi cesur olmasını bekliyorum. 

Belki bazen açar o an kollarını, ama bazen de kovulmaya da hazır olmak demek. Bir çocuk gibi ısrarcı olmak yerine, kocaman bir yetişkin gibi kabul edip gitmek demek mesela bu. İşte tam da bu yüzden aradaki bağı sıkı tutup, her iki ile her anı karşılamamızı bekliyorlar. O kapıyı açan ufaklıkla, kapıyı kapatan yetişkini aynı yere sığdıramadığınız zamanlar oluyor mu?

Israrcı çocuk Mimi' de, yetişkin Nunu' da tam olması gerektiği gibi olamaz mı? Bazı duygular o kadar Mimi'  yi besliyor ki, Nunu' yla paylaşıp anlatmak için izin vermiyor.- dur belki de. 

Mimi' ye kızmak haksızlık olmaz mı?

 O yazıyor çoğu zaman cümleleri. 

O hatırlıyor zamanı kaybolmuş anları.

O ısrarla insanları anlamaya çalışıyor. 

O çiziyor olabilecek her hayali.

O inanıyor her olma durumuna.  

Nunu' nun güvertesinde bir çilekli süt ile yapıyor hem de her şeyi. 

Şimdi o kaydırağın başında olsak, Mimi gözünü kırpmadan kayar gider. Gidebilecek her anı görmek istediğinden. Nunu ise korkuyla bekleyeceğini söyler sadece. Mimi' nin ısrarcı hali Nunu' nun elinden çekip, onunla bu deneyimi paylaşmaya ikna edecek kadar sevecen olsa da, Nunu' nun onu bekleme fikri onu hep mutlu eder.

Hikayenin sonu yok. Tüm deneyimleri tam da bu salıncak şeklindeki alış veriş yöntemiyle gerçekleşiyor. Bazen beraber ağladıkları da oluyor. Bazen kızdıkları, hatta küstükleri de. Bu tamamen günün sonundaki "ben sana demiştim" baskısının şiddetine bağlı. Ama işin sonunda hep birlikteler.


__

* İçimdeki Mırıltılar serisi hafif kafadan kırık. Ama daha bütün. O değil de bıktım söylemekten. "Çok sevin" "Çok söyleyin" Gidince üzülüyorsunuz yoksa kötü bir niyetim ve herhangi bir kazancım yok. 

** Çokça kelimeler barındıran bir şarkı olmalı değil mi?

29 Ocak 2022 Cumartesi

Hücre Notları - 6

 ___

Defalarca katlayıp, 

Parmaklarımla iyice küçültüp,

Sakralıma sıkıştırdım o notu. 

"Tekrar ne zaman okurum?" diye düşünmeden,

Birinin onu bulamayacağından,

Bulsa da çözemeyeceğinden emin.

Açıkta kalırsa kabuk tutar,

Biri okursa anlamı değişirdi.

Yeşerecekse yine içimde,

Kökleri bana ait olacaktı.

Ölecekse de.

Bazı zamanlar yok gibi.

Ama bazı zamanlar çocuk gibi.

Hep aynı yerimde ağrı.

Hep o aynı sessizlik.

Hep o aynı kararsızlık.

Hep o aynı sıcaklık.


Atmak istemiyorum. 

Yakmak istemiyorum. 

Kaçsın istemiyorum.

Kalsın istiyorum. 

Ne defter arasında, 

Ne de gözümün önünde. 

Tıkalı kalan bir yer değil,

Tam da akış yönünde.


Ezberiyle ya açarsa yolunu?

Bir sabah uyandığımda giderse o duygu?

Mahkum mu ki zaten?

Peki gitse geri gelir mi?

Bir kaç kelime için kalır mı?

__


* Deli saçmaları diye belki de ayrı bir yazı dizisi olmalı. Kafamda hep farklı hikayeler dönerken özellikle. Sesli konuşmak yerine böyle yazınca daha az deli oluyoruzdur belki de.

** 2009' dan beri hep aynı şekilde bitiriyorum yazılarımı. Çok sevin pek tabii. Kaybetmekten korkmayıp, olduğu gibi kabul etmeyi de unutmayın.

*** Bazı şarkılar çok hüzün ve umutlu değil mi?








23 Ocak 2022 Pazar

İçimdeki Mırıltılar - 1

 ____

Beyaz bir karanlığa yaktım bu gece güneşimi. 

Sarı, kırmızı rengarenk şimdi karanlık.

Isınsın istedim sağım, solum. 

Dudaklarım, ellerim, burnum.  

Gördüklerim, hatırladıklarım, görmek istediklerim.

Neler neler kalmış karanlıkta, gördüm.

Neler neler saklanmış aklımda, gördüm.

Işığın uzak kaldığı, nemli olan o yeri ısıtmaya çalışınca hatırladım. Kalkanımın gücünü çoktan kaybettiği o günleri, az da olsa ılık temiz bir hava, azıcık bir güneş nasıl nefes aldırırdı. Soğuk ve  karanlığına bırakmışım, her şey belki kaybolur gider diye. O zaman da yakabilir miydim güneşi? Yaksam da şimdi ki kadar renklenir miydi? Bu kadar  teslim olur muydum? Bilinmez. 

Fanusa sakladığım zamanlar vardı aklımın arkasında. Her adımın başka bir melodisi olduğu zamanlar. Bakınca nasıl daha da yeşerdi yapraklar, renklendi çiçekler. Hatta deniz koktuğuna yemin edebilirim. Ufaktan bir bira kokusu. Koşuşan hayvanlar. İlerideki o siyah at.  İlerideki kuş denizde yüzüyor. Balıklarım uçuyor. Benim ise midem de ufak sancılar, soluk borumdaki kesilmiş nefes yüzünden düzensiz atan kalbim. Yüzüme yerleşmiş kendini tutamayan gülümseme. Ne kadar da özlemişim. 

Zamanı birbirine karıştırmanın kimseye faydası yok, biliyorum. Her zaman kendi yerinde, kendi anında özel. Ama onları da sulamak, ışıksız bırakmamak gerek sanki. Çürüdü sanılıp, köşeye attıklarımız şimdiki hayatın gübresi. Varlığıyla mutlu eden her an da öyle. "Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki, insan, 'artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş' diyebilmeli." demişti Dino Buzatti, Tatar Çölü kitabında. Elimdeki kocaman güneş ile, andıklarımı birleştirince oluşan tüm ekosistem benim yaşama sebebimken, arkada bırakmak yerine gübresiyle, güneşiyle, suyuyla, sabırla, olacak olan ve olan zamanla yaşamak değilse derdim, ne? Çölün ortasındaki pelerin mi?

__

* Bolca kar, özlem, sessizlik iç sesi içten çok, mırıltıya çeviriyorsa onu da ayrı yazmak gerek diye düşünüp, yeni yazı serisini de buraya bırakmak isterim. Nine tarzı çok sevin önerisinin yanına, bence ne şartta olursa olsun söylemeyi de ihmal etmeyin. Ya zaman çok hızlı dönüyor ya da neden üzerinizde kalsın ki. 

** Defalarca daha dinleyip, bu şarkıyla sayfalarca yazabilirim. 



12 Ocak 2022 Çarşamba

Hücre Notları - 5

__

Özlenen bir şarkıyı hatırlamaya çalışırken, takılan notaların ileri gitmesi için kaç kez tekrar etmek gerekir? Her şeyi kalıbına sokmaya çalışırken bu değil miydi niyeti diye düşündü. Uzunca susuşlarının bile zamanları vardı. Ağlamasına sebep bazı sahneler. Et yediği belli günler. Yürüyüş yaptığı belli saatler. O zaman sarmalına biri girdiği olduğu zaman bile, hep aynıydı. O sarmal giren kişinin bazen boynuna dolanıyordu. Nefessiz bırakacak kadar. O yüzden ne o birini tutabiliyordu hayatında ne de biri kalabiliyordu. Hayat boyu her detayı belli olan bir hikayeyi bozmayı haksızlık görecek kadar memnun gibi davranırdı. Ondan belki de hikayeyi şekillendirmesine el vermek yerine oraya uyum sağlamaya karar vermiştim. Girdiğimde güneş açan çiçeklerim, rüzgarlara dayanamamıştır. Sığınacak bir yer de bulamayınca solmayı seçtiler. Ama yine de kalmayı seçtim. Toprağı yeterdi. Öyleydi ya, zaman sürprizlere her zaman açıktı. Bir yer açarsa, tohum atarsa, yeşermesi neden mümkün olmazdı ki?  

Bir düşünce yumağında eğer kelimesi ne kadar olursa vazgeçmek gerekirdi?

Bir avuç ihtimal ve doğru zaman kombinasyonları arasında sadece yürüyüp geçmek, kimselere dokunmadan, konuşmadan devam etmek değil miydi insanı emin kılan? Bunu savunuyordu dilim. Herkese hep bunu haykırdım. İnanmalarını istedim. Eğer onlar inanırsa ben de yapmak zorunda kalacaktım gibi. Ne onlar inandılar, ne de ben savundum sonraları.

Aklımın en karanlık köşesinde gözyaşları içerisinde günlerce geçmesini bekledim. Birinin perdeyi açması için Tanrı'ya yalvardım kaç gün. Sonra bir gün o perdeyi bir rüzgar açtı. Aydınlık halim, karanlık halimi beğenmez sanırken, sadece sarıldı. Bilinmezlikleri sayıklarken, o sarılarak geçip gitmesine eşlik etti. Tanrı' yı ilk defa içimde hissettim. 

Bir varlığın ulaşılamaz olduğundan ne kadar zaman sonra emin oluyorduk?

___

* Bir hikaye uydurmayı seviyoruz içimizde. Sonra bundan bir roman çıkarmaya çalışıyoruz. Hikayeniz bol, sevmeleriniz dopdolu olsun. 

** Yeni düzenimde ilk yazım olarak buraya tarih düşeyim. Tek seferde ıkınmadan, sadece aklıma geldi diye cümleler döküldü. Bu sefer bir sürü şarkı eşlik etti ama sadece Niall Byrne' ın parmaklarına ait. Özellikle de bu parça.



7 Ocak 2022 Cuma

Kıssadan Hisse Zamanlar - 72

__

Zamanın birinden sıçrayıp,

Açtığı küçük bir delikten,

İncecik ve yavaşça

Yumuşak ve sessizce.

Nasıl sızmıştı?

Bilmiyorum.

Ne zamandır böyle?

Hatırlamıyorum.

Öyle ki yeşermişti yolu.

Dünün çukuruna,

Bugünün denizine,

Yarının bulutlarına,

Ucu gözükecek bir yol,

Hep bir şekilde gelecek gibi.


Çok konuştum kendimle.

Çok anlattım önceleri.

Çok anlamaya çalıştım.

Kayık lazımdı belki de.

Çukurun tepesine sığınak.

Hatta şansımız varsa liman.

Bir şekilde gelebilirdi.

Bekledim hatta bazı zaman.

Bazen denizin dibinde.

Sonsuz karanlıkta gölge gibi.

Bazen suyun üstünde.

Sonsuz beyazlıkta kuş gibi.

Geleceğini ahdetmişsin gibi.


___


* Yeni yılın ilk yazısı, kapanışından daha önce anlamsız cümlelerle alt alta hazırdı. Şu an daha anlamlı göründü gibi. NYC' da yazının tamamını değiştirip, Detroit' te tatlı bir kar rüzgarı karşısında bitirdim. 

** Yeni yıl listemi halen hazırlamadım. Her yıl bir öncekini okumak, her seferinde şaşırmak beni mutlu ediyor açıkçası. Ama bu sene en başa tekamülü yazacağım kesin. Tekamülü kabul etmeyi bir pet sonucunda hafiften korkarak tekrar yaşamak hatırlattı. Onu da tüm kalbimle kabul ettim. 

Tabii ki senelerdir savunduğum "çok sev" durumunun halen arkasındayım. Bir şeyi seviyorsam -insanı, hayvanı, canlıyı kalbimle tekrar tekrar söylemekten mutluyum. 

*** Kafam hiç olmadığı kadar çok güzelken ve defalarca üst üste bu şarkıyı dinlerken düzenlendimse bu yazıyı, burada olmayı hakediyor demektir. 

Şarkıyı da bir sürü insandan dinleyebilirsiniz ama paylaştığım ki kadar zevk vermiyor bana.


İçimdeki Fısıltılar - 5

 ___ Gölgeli bir güne güneş doğuyordu.  Ben de sabrımın en uçlarında uzunca bir yürüyüş yapıyordum. Öyle ki güneş arkamdan tepemi ve omuzlar...